Amerika’nın En Obez Şehri: McAllen’da Neler Oluyor?
Diyet Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas eyaletinde, Meksika sınırında yer alan McAllen, dünyanın ve Amerika’nın en obez şehri olarak dikkat çekiyor. Nüfusun neredeyse yarısının obezite ile mücadele ettiği ve geri kalan büyük bir kısmının da sağlıklı kilonun üzerinde olduğu bu şehirde, obezite sadece bireysel bir tercih değil; aynı zamanda kültür, ekonomi ve şehir planlamasının yarattığı ölümcül bir kriz haline gelmiş durumda.
Amerika’nın En Obez Şehri Neden McAllen?
McAllen’ın obezite başkenti olmasının ardında birden fazla faktör yatıyor. Yaklaşık 150.000 kişilik nüfusa sahip olan şehirde 500’den fazla fast food restoranı bulunuyor. Bu rakam, Amerika Birleşik Devletleri ortalamasının neredeyse altı katı. Geleneksel Meksika mutfağı ile Amerikan’ın büyük porsiyon kültürünün birleşmesi, ortaya devasa ve aşırı kalorili öğünler çıkarıyor. Amerika’nın En Obez Şehri sakinleri, günde sıklıkla 3 kez fast food tüketiyor ve bazılarının günlük kalori alımı 10.000’i bulabiliyor.
Şehir Planlaması ve Hareketsizlik
Obezitenin bu denli yaygın olmasındaki en büyük etkenlerden biri, şehrin tamamen arabalar için tasarlanmış olması. McAllen’da yürüyüş yolları, bisiklet şeritleri veya güvenli yaya geçitleri neredeyse yok. Yıl boyu süren yaklaşık 32 derecelik sıcaklık ve yüksek nem, dışarıda egzersiz yapmayı imkansız kılıyor. Amerika’nın En Obez Şehri içindeki alışveriş merkezlerinin girişlerinde bile yürümek istemeyen veya yürümekte zorlananlar için motorlu scooter’lar hazır bekliyor. Şehirdeki hareketsizlik o kadar yaygın ki, günlük ortalama adım sayısı sağlıklı bir insan için önerilen 10.000 adımın çok uzağında, sadece 2.000 adım civarında kalıyor.
Ekonomi ve Sağlıklı Gıdaya Erişim Uçurumu
McAllen sakinleri, ABD ortalamasından %30 daha az kazanıyor. Bu ekonomik eşitsizlik, beslenme alışkanlıklarını doğrudan etkiliyor. Şehirde 12 doların altına devasa bir üçlü hamburger menüsü alınabilirken, küçük bir porsiyon taze meyvenin fiyatı 16 doları bulabiliyor. Amerika’nın En Obez Şehri içindeki süpermarket rafları, besin değeri sıfır olan ve “boş kalori” olarak adlandırılan aşırı şekerli ve işlenmiş gıdalarla dolu. Özellikle çocuklara yönelik pazarlanan renkli ama zehirli paketli gıdalar, obezitenin çok küçük yaşlarda kalıcı yağ hücreleri oluşturarak başlamasına neden oluyor.
10.000 Kalorilik Bir Gün ve Acı Gerçekler
Sıradan bir McAllen sakini gibi beslenildiğinde sadece 9 saat içinde 9.800 kalori almak mümkün. Güne 400 kalorilik şekerli kahvelerle başlanıyor, üzerine 1.200 kalorilik bol tereyağlı ve şuruplu kahvaltılar ediliyor. Ara öğünlerde tüketilen dev kurabiyeler ve milkshake’ler, kan şekerini hızla yükseltip düşürerek sürekli bir açlık hissi yaratıyor. Akşam yemeklerinde ise devasa porsiyonlarda kızarmış tavuklar, mac and cheese ve şeker oranı inanılmaz boyutlara ulaşan içecekler tüketiliyor. Amerika’nın En Obez Şehri kültüründe böylesine bir beslenme rutini, organların çevresini saran ölümcül iç organ yağlanmalarına zemin hazırlıyor.
340 Kiloluk Bir Yaşam Mücadelesi
Kontrolsüz beslenmenin sonuçları, şehirde yatağa bağımlı yaşayan insanlarda en acı şekliyle görülüyor. Yaklaşık 340 kilo (750 lbs) ağırlığında olan ve oksijen makinesine bağlı yaşayan bir bölge sakininin hikayesi, bu tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor. Eskiden madde bağımlısı olan, sonrasında ise dopamin ihtiyacını yemekle doldurmaya çalışan bu kişi, günde 10.000 kalori tüketerek 9 ay içinde yatağa bağımlı hale gelmiş. Yalnızca tuvalet ve yemek için yaşamak zorunda kalan bu insanlar için özgürlük, dışarı çıkıp yürüyebilmekten ibaret.
Çözüm Sadece Diyet Mi?
McAllen’ın tablosu, obezitenin sadece kişisel irade veya diyet eksikliğinden kaynaklanmadığını; fast food şirketlerinin kâr hırsı, yanlış şehir planlaması ve ekonomik adaletsizliğin bir sonucu olduğunu gösteriyor. Amerika’nın En Obez Şehri unvanından kurtulmak için, bireysel çabalardan ziyade yerel yönetimlerin yaya dostu yollar inşa etmesi, sağlıklı gıdayı erişilebilir kılması ve gıda pazarlamasını sıkı denetimlere tabi tutması gerekiyor.
0 Yorum